EYVAH OĞLUMUZ BEBEKLERLE OYNUYOR

Eyvah Oğlumuz Bebeklerle Oynuyor

 

Beş yaşındaki Kerem kliniğimize anne ve babasının endişeleri üzerine getirilmişti.   Kerem bebekliğinden beri bebeklerle, evcilik oyuncaklarına meraklıydı. En sevdiği şey, kendisinden on yaş büyük ablasıyla evcilik oynamaktı Sakin, kavga dövüş sevmeyen, başkalarının duygularına duyarlı ve çok duygusal bir çocuk olan Kerem’e kreşe başlayıncaya kadar evde değişik bakıcılar bakmış, üç yaşında da kreşe başlamıştı. Kreş öncesinde anne ve babasının ilk dikkatini çeken şey bakıcı teyzeleri ile ev işleri yapmaya meraklı olmasıydı. Onlarla birlikte toz almak, bulaşık yıkamak, yer silmek istiyor, teyzeleri de oyalanması için onun eline bir bez veriyorlardı. Bunu basit bir örnek alma olarak düşünmüşlerdi. Babası da evde sofra kurup toplamaya yardım eden hatta gerekirse mutfağa girip yemek yapabilen bir kişiydi. Kerem’in ev işlerini sevmesi, düzenli, titiz bir çocuk olması hoşlarına gidiyordu. Kerem parkta oğlan çocuklarından çok kızlarla birlikte oynamayı tercih ediyor, oğlan çocuklarının kavga dövüş yapmalarını sevmediğini ifade ediyordu. Pek çok oğlan çocuğu gibi arabalara ya da askerlere meraklı değildi. Kreşe başladıktan kısa bir süre sonra kreş öğretmenleri de Kerem’in daha çok kızların oynadıkları oyunlara meraklı olduğunu, erkeklerle ilişki kurmaktan kaçındığını gözlemlemişler ve bunu aileyle paylaşmışlardı. Genellikle yumuşak bir ses tonuyla ve kibar bir dille konuşuyor, görgü kurallarına özen gösteriyor, bundan dolayı  çevresinden övgü alıyordu. Sınıfın “en kibar erkeği” ünvanı almıştı. Sınıfındaki kızlar da Kerem’i daha çok seviyorlar ve serbest oyun saatlerinde onu da oyunlarına katmaya çalışıyorlar, evcilik oyunlarında ona bebek rolünü veriyorlardı. Oğlanlar Kerem’i “kız bebek” diye çağırmaya başlamışlardı. Kıyafetlerine özen gösteriyor, her sabah hazırlanması çok uzun sürüyor, “bu pantolonun üzerine bu kazak uymuş mu”  diye ablasına, annesine soruyor, bir türlü ikna olmuyordu. Giysilerinin kirlenmesinden ya da zarar görmesinden çok rahatsız olduğu için kumla, toprakla oynamayı sevmiyor, asla yere oturmuyordu. Kerem’in ablası takı tasarımına ilgi duyuyodu. Kerem’in de evde en sevdiği şey ablası takı yaparken onları izlemekti. Son zamanlarda kendisi de bir şeyler yapmak isteyince ona da takı malzemeleri vermekte sakınca görmemişlerdi.  Ancak kolyeleri, yüzükleri takıp evde dolaşmak hatta kreşe de bu takılarla gitmek isteyince endişeleri artmıştı. Onunla konuşarak kendisinin erkek olduğunu, erkeklerin böyle takılar kullanamayacağını, herkesin onunla alay edebileceğini açıklamışlardı. Bunun üzerine Kerem “Ben neden erkeğim, keşke beni kız doğursaydın, ben kız olmak istiyorum” deyince bu konuda bir uzmana başvurmaya karar vermişlerdi. Kerem’in bu davranışlarının zamanla kalıcı olmasından, sonuçta da eşcinsel olmasından endişe duyuyorlardı.

Kerem babasına çok düşkündü ancak babanın yoğun iş temposu nedeniyle birlikte zaman geçiremiyorlardı. Anne ve babası bankada çalıştıkları için eve geç gelebiliyorlar, kreşten sonra ablasıyla evde kalıyordu.  Anne ve babası kızlarının “kız kardeş” isteği üzerine ikinci bir çocuk sahibi olmaya karar vermişlerdi. Ancak Kerem’in erkek olduğunu öğrendiklerinde  doğuma kadar bunu söyleyememişlerdi. Doğumdan sonra Kerem’in erkek olduğunu öğrenince ablası çok ağlamış ve uzun bir süre kabullenmek istememişti. Kerem biraz büyüyüp oyun çağına geldiğinde ablası onunla evcilik oynamaya, onu  bir bebek gibi giydirip süslemeye başlamıştı. Oyunlarda Kerem küçük bebek, ablası da anne oluyordu. Bazen de ablası ona kendi küçülen kıyafetlerini giydiriyor ve birlikte defile yapıyorlardı. Bu oyunlar sırasında anne ve babası çoğunlukla evde olmuyor, bakıcı teyze de ev işleriyle uğraşıyor oluyordu. Kerem ilk üç yıl daha çok ablası ve ablasının arkadaşlarının evcilik  oyunlarının aracı gibi olmuştu. Bu oyunlar onun da çok hoşuna gidiyordu.

Kerem’le ilk görüşmemizde onun fizik olarak yaşıtlarından biraz daha ufak tefek görünen, sevimli, temiz, özenli giyinen ve güzel kokan bir çocuk olması dikkat çekiciydi ancak davranışlarında ya da ses tonunda feminen bir izlenim vermiyordu. Anne ve babasının öncesinde verdikleri öykü olmasa böyle bir yakınmayla getirildiğini tahmin etmek zordu. Anlattığı öykü ve ilk oyunlarındaki içerikde de karşı cinse yönelimle ilgili bir tema yer almıyordu. Bu durum Kerem’in anne babası ve kreş öğretmenleri tarafından bu tavırlarının yanlışlığı konusunda bir çok kere uyarılmış olması nedeniyle kendini güvende hissetmediği ortamlarda daha kontrollü olma ve kendini iyi gösterme çabasıyla açıklanabilirdi. Kerem’in belirtilerini daha iyi anlamak adına oyun terapisi seanslarına başlandı. Bu arada anne babaya ve kreş öğretmenlerine  oyun-oyuncak tercih konusunda engelleme yerine hoşlanabileceği çeşitli yeni etkinliklere yönlendirmeleri söylendi. Davranışlarıyla ilgili olarak “erkeklere uygun değil” türünden uyarılarda bulunmamaları istendi. Kerem’in de hoşlandığı nötr cinsiyet oyunlarından (boz-yap, lego, kuklalar, hayvan karakterler gibi) hoşlanan erkek çocuklarla yakınlaşması için yardımcı olmaları onun arkadaşları arasında kabul görmesini ve benlik saygısının artmasını sağladı. Aileyle görüşmeler ve Kerem’in oyun terapisi sürdürüldü. Zamanla Kerem’in “keşke kız olsaydım” şeklinde söylemleri ve davranışlarında  farklı algılanmasını sağlayacak özellikler kayboldu. Kendisine benzer özellikte olan bir iki erkek çocukla iyi arkadaş oldu.

 

Tartışma

Çocukların karşı cinsin cinsel kimlik rolüyle özdeşim yapması, karşı cinse özgü oyun, davranış kalıbı ve giyim şeklini tercih etmesi anne babalar için oldukça endişe verici bir durumdur. Özellikle erkek çocuklarının bebeklerle oynaması, feminen davranışlar sergilemesi eşcinsellik olasılığını akla getirdiği için kabul görmez. Aileler bu tür tavırları engellemeye, çocuğu kendi cinsiyetine özgü oyunlara yönlendirmeye çalışırlar.

Cinsel kimlik, bireyin kendi bedenini belirli bir cinsiyet içinde algılayışı, kabullenişi ve buna uygun davranışlar göstermesidir. Çocuğun kendisini bir cinsiyetin üyesi şeklinde duyumsamasıyla oluşmaya başlar. Duygusal düzeyde çocuğun o cinsiyete ait olduğu için kendini rahat ve güvende hissetmesi cinsel kimliğin önemli bir parçasıdır. Çocuklar 30-36 aylar arasında çevrelerindeki çocukların kız ya da erkek olduklarını ayırt etmeye başlarlar. Bundan sonra da kendi cinsiyeti ile ilgili tanımlamalar belirginleşir. Bu dönemde çocuklar karşı cinse özgü oyunlara, giysilere ilgi duyabilirler. Erkekler kızların cicili bicili giysilerine, takılarına süslerine, annelerinin eşyalarına ilgi gösterebilirler. Ya da kızlar erkeksi tavırlar içine girip, erkek kıyafetlerini isteyebilirler. Burada tanımlanan olguda olduğu gibi sakin ve yumuşak karakterli erkek çocuklar erkeklerin dövüşlü oyunlarından hoşlanmadıkları için kızlarla birlikte oynamayı tercih edebilirler. Çoğu erkek çocuğu mutfak eşyaları, evcilik oyuncakları ve bebeklerle oynamayı sever. Ancak bu ilgi biraz belirgin hale geldiğinde toplumun tepkisini çekmeye başlar ve genellikle engellenmeye çalışılır. Okul öncesi dönemde olan ve inatlaşma özellikleri olan çocuklarda ailenin bu net karşı çıkışı bu tür davranışların daha abartılı biçimde sergilenmesine neden olabilir. Kerem bu özellikleri taşıyan bir çocuktu. Oyun terapisi seanslarından birisinde anne ve babasının yanında kız gibi davranarak onları kızdırmaktan hoşlandığını ifade etmişti. Fizik olarak zayıf, narin bir çocuk olması, biraz korunup kollanarak büyütülmesi  onun geleneksel erkek davranışlarını benimsemeyen, kaba saba erkek çocuk oyunlarını ve sporlarını tercih etmeyen bir çocuk olmasına neden olmuştu. Bununla birlikte anne babasının olmasa da ablasının onun kız olmasını istemesi ve bir süre ona kız çocuğu gibi davranması, Kerem’in de ablayı rol modeli olarak seçmesi karşı cinse yönelmeyi tetiklemiş olabilir. Ancak Kerem’in bu yöneliminin terapiye ve aile görüşmelerine başladıktan çok kısa bir süre sonra ortadan kalkması hatta erkek olmaktan memnuniyetini ifade etmeye başlamış olması nedeniyle bu olgu cinsel kimlik bozukluğu olarak değerlendirilmedi.

Uluslararası psikiyatrik sınıflandırma sistemi içinde bireyin karşı cinsiyete güçlü ve sürekli bir özdeşim kurması cinsel kimlik bozukluğu olarak adlandırılır. Bu özdeşim kendini oyunlar, giysiler ve oyun arkadaşı seçme gibi çeşitli alanda gösterir. Ayrıca cinsel kimlik bozukluğu tanısı konulan çocuklardaki önemli bulgulardan biri de kendi cinsiyetlerine karşı sürekli bir rahatsızlık duymalarıdır. Bu tanıyı alan bir erkek çocuk penisi olmasından rahatsızlık duyar, saklamaya çalışır hatta kızlar gibi oturarak çiş yapmak isteyebilir. Bu tür olguların değerlendirilmesi yapılırken en önemli nokta, karşı cinse ya da karşı cinsin oyun, oyuncak, giysilerine duyulan normal bir merak ya da ilgi ile sürekli ve güçlü bir biçimde karşı cinsten biri olmayı isteme arasındaki ayırımı yapabilmektir.  Cinsel kimlik bozukluğu olan çocuklarda tıbbi bir problem olma olasılığı düşük olsa bile bu tür yakınmalarla getirilen olgularda kapsamlı bir değerlendirme, fizik muayene ve endokrin testler yapılması önemlidir. Nadir görülen Turner Sendromu, Kleinefelter Sendromu ve hermafrodizm  gibi durumlar cinsel gelişim beklenenden farklı olacağı için cinsel kimlik bozukluğu gibi görüntü verebilirler. Cinsel kimlik bozukluğunun tedavisinde değişik yaklaşımlar uygulanmaktadır. Bunlar davranış terapisi, oyun terapisi, aile terapisi, danışmanlık ve bu yöntemlerin bir arada kullanılmasını içerir. Bu tür çocuklara yardım ederken dikkat edilmesi gereken nokta gelişmekte olan çocuğa saygı göstermek ve onu desteklemektir.

Bu içeriği paylaşın...
Share on Facebook
Facebook
Share on Google+
Google+
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin